23 Ocak 2013 Çarşamba

Sorunlar ve Sneijder Transferinin Önemi

Galatasaray, Sneijder transferiyle hem psikolojik hem de taktiksel anlamda doğru bir tercih yaptı. Ünal Aysal yönetimi, bu zamana kadar doğru işler yapmanın henüz ilk meyvelerini yiyiyor. Sneijder (hatta Burak, hatta Hamit) transferindeki fırsatçılığı bu açıdan görmek gerekir.

İki senedir Galatasaray’ın - yanlış yapmamaya özen göstererek - kadroyu kalite olarak yukarı taşıma yönünde bir çabası olduğu görülüyor. Karakterleri iyi olan oyuncuların bir arada olması, takımdaki beraber hareket etme duygusunu zaten canlı kılacaktır. Ancak, bireysel olarak yetenekli oyuncuları barındıran bir futbol takımının, bu yetenekleri aktifleştirmesi çok önemli iki faktöre bağlıdır: top rakipteyken iyi savunma yapmak ve top kendi takımındayken yüksek düzeyde sorumluluk almak ve bu sorumluluğu takım içinde paylaşmak.

Galatasaraylı futbolcular Şampiyonlar Ligi başladıktan sonra, fiziksel düşüşler ve konsantrasyon bölünmeleri yaşadıkları için, takım ligdeki çoğu maçta iyi savunma yapamadı. Takımın saha içi sorumluluk alma düzeyi en yüksek seviyede olan iki önemli Türk oyuncusu (Hamit & Selçuk) birlikteliğinin, bu sezon sadece, önemli maçlarda ortaya çıkışına şahit olduk. Çünkü fiziksel ve mental olarak hazır olmadığınız maçlarda, bu sorumluluğu hem almak istemezsiniz hem de almak isteseniz de vücudunuz buna müsaade etmez. Forvet oyuncuları yine aynı şekilde - biraz da alışkın oldukları öğretileri sebebiyle - oyun içinde sorumluluk almaktan çekindiler ve çoğu zaman takıma bu anlamda yardımcı olmaktan geri durdular.


Şampiyonlar Ligi gibi önemli bir arenada başarı elde etmek isterken, aynı anda ligde konsantrasyon seviyesi daha düşük olan maçlar yaşayan bir takımın, her iki kulvarda da ayrı birer başarı hikayesi ortaya koyması kolay değildir. Özellikle de üst seviyenin bir alt seviyesi futbol takımlarının güç seviyelerinin birbirlerine yaklaştığı ligimizde, konsantrasyon olarak eksiklik yaşadığınız maçtaki puan kaybı son derece olağandır. Çift taraflı başarının sağlanabilmesi için ya oyun düzeninin makine gibi işliyor olması gerekir ya da teknik direktörün, zorlayıcı maçtan çıkmış önemli bir mevkide oynayan oyuncuyu dinlendirirken, yerine oynattığı oyuncudan dolayı gözünün arkada kalmaması gerekir.

Kadronun yeni kurulduğunu ve gelişmekte olduğunu düşünürsek, makine gibi işleyen bir sistemin hemen olamayacağı açık. Kadrosu ne kadar geniş olsa da Fatih Terim’in Riera, Semih, Eboue, Melo, Selçuk ve Burak’tan herhangi birini oynatmadığı zaman da gözünün arkada kalacağını hepimiz biliyoruz. Ayrıca hoca, sezonun ilk yarısında, takıma yeni ve geç katılmış güvendiği oyuncuları bir arada oynatıp, takıma kazandırmak da istedi ve bu yüzden önemli rotasyonlar yapamadı. Melo, Hamit ve Eboue’nin düşük performanslarını, onları oynatarak yukarıya çekmeyi tasarladı. Bu sebeplerden dolayı ligin ilk yarısında fiziksel ve psikolojik bazı düşüşler yaşandı ve puan kayıpları geldi.

Takım savunmasına dair sorunların bir transfer ve rotasyon imkanı sağlanmasıyla bu devre için halledileceğini düşünüyorum. Çünkü Şampiyonlar Ligi üst tur maçları, grup maçlarındaki gibi yoğun bir periyotta oynanmayacak. Yine de yeni sezon için sağ ve sol bek pozisyonları başta olmak üzere özellikle Türk oyuncu transferine bugünden itibaren ağırlık verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Sabri, Gökhan Zan ve Hakan Balta şu anki seviyelerinden daha üste çıkacak ve sıkı alternatif olacak zamanı çoktan geçtiler.


Sneijder’in transferinin - kimsenin gözüne belki sezon sonunda bile çarpmayacak - kritik önemi, saha içi sorumluluk alma paylaşımının ve düzeyinin artmasını sağlayacak olmasıdır. Wesley, sorumluluk aldığı için Hollanda, Ajax, Inter ve Real Madrid için çok önemli bir futbolcu oldu. Kariyeri ve kişiliğinden dolayı bu sorumluluğun paylaşımında takıma liderlik edeceğini görebiliyorum. Liderlikten kastım şu: takımın Melo, Selçuk ve Hamit’ten beklentisinin bu oyuncularda yarattığı baskıyı, Wesley kendi üzerine aldığı vakit, hem bunu rahatlıkla taşıyacaktır hem de bu oyuncuların rahatlamasını sağlayacaktır. Böylece takımda fiziksel ve mental yıpranmalar her oyuncu için paylaşılacak ve hatta Fatih Hoca zaman zaman Sneijder’den aldığı güçle, önemli bazı oyuncularını rotasyona sokabilecektir. Zaten felsefesi belli ama dizilişte farklı alternatifinin olabileceği kadro yapısıyla çalışmaktan zevk aldığını ilk döneminden biliyoruz.

Takımın taktiksel problemlerine fazla değinmedim, açıkçası bu eksiklerin fazlasını Fatih Hoca’nın görebildiğine eminim. Takımın oturmasının çok çalışmalarına bağlı olduğunu her fırsatta dile getiriyor hoca, bu açıklama benim için yeterlidir. Wesley’in takıma verdiği katkısının yanı sıra, “güzel futbol” anlamında verecekleri olduğunu biliyorum ve ülke olarak futbol ufkumuzu geliştirmesini diliyorum.

15 Ocak 2013 Salı

Sneijder Nasıl Telaffuz Edilir?

Quaresma'nın isminde J harfi bulunduğunu Türk futbol kamuoyuna inandıran televizyon bilirkişileri Galatasaray'a transferi muhtemel olan Wesley Sneijder ismine de Ş harfini uygun gördüler.

Hani Alman orta saha oyuncusu Bernd Schneider'den kalma bir kulak dolgunluğundan mı kaynaklanıyor acaba diyeceğim ama o adam futbolu bırakalı yıllar oldu, adını hiç duymayacak yaştakiler bile şınayder aşağı şınayder yukarı yapıyorlar yorumlarını.

Türk futbolunun onlarca yamukluğu arasında bu mu sana dert oldu diye sorulacak olursa, sebebini bilmediğim bir şekilde rahatsız oluyorum bu ufak telaffuz hatalarından. Yani belki de bir türlü anlayamadığım için kulağımı fena halde tırmalıyor. S ve N harflerini birleştirip nasıl Ş okunabilir ki? Yabancı dil öğrenmeye fırsat bulamamış insanlara bir şey diyemem ama sen üniversite bitir, İngilizce'yi Fransızcayı aksanlı konuacağım diye çabala, sonra S,n,e,j harflerini yanyana görünce ağzından Ş harfi çıksın! Vallahi anlamıyorum? Yani küçük bir çocuk veya bakkal abiden duyunca rahatsız olmuyorum da, Avrupa'da şehir şehir gezen maç spikeri "kuarejjjma" diye bağırınca ayarlarım bozuluyor.

Şu videoyu izleyin de, hani belki kulak dolgunluğu falan, üç beş kişi kazanırız!


12 Ocak 2013 Cumartesi

Belhanda ve Biraz Fenerbahçe

Belhanda'nın Fenerbahçe'ye gelmesi söz konusu olunca bizi oldukça heyecanlandıran bu transfer hakkında Impo bir şeyler karalamış. Bir hafta oldu, geldi gelecek, açıklandı derken daha fazla bekletmeye gerek görmedik. Zira bir Galatasaray'lı olarak Sneijder için ne kadar heyecanlanıyorsam, Belhanda gibi kariyerinin başında bir yeteneğin Türkiye'ye gelmesi konusunda o kadar hevesliyim. 

Youtube'daki onlarca video arasından seçip seçip izlenebiliyor ama  hani özet isteyen olursa görüntü kalitesi düşük de olsa şu videoyu öneririz:



İnşallah daha fazla uzamadan transfer gerçekleşir de, biz de Tv'den izlemek yerine Belhanda'yı Kadıköy'de izleme şansına sahip oluruz.

Şimdi Impo'nun bu transfere Fenerbahçe açısından yaptığı yorumlara gelelim:

Belhanda fizik gücü, adam eksiltme kabiliyeti ve öldürücü paslarıyla ligimize renk katacak bir oyuncu. Her şey bir yana, Sarı Lacivertlilerin evinde puan kaybetme ihtimalini azaltır. Fakat Fenerbahçe'nin senelerdir çözemediği iki sorunu var:

1- Deplasman sorunu. Deplasman da oyuna konsantre olmakta aşırı zorlanıyorlar. Takım resmen ayakta uyuyor. Skora, maçın gidişine isyan eden 2 tane oyuncuları var; Gökhan Gönül ve Kuyt. Onlar da çoğu zaman takımı canlandırmaya yetmiyor.

2- Tempo sorunu. Mehmet Topal, Caner, Cristian, Yobo ve Bekir oyunu inanılmaz yavaşlatan adamlar. Topu diğer ayaklarına alana kadar takıma zaman kaybettiriyorlar. Bu da topun hızlı dönememesine ve daha pozisyon bulamadan maçın sonuna gelinmesine sebep oluyor.

Peki Belhanda yetenekleri ile bu sorunları çözebilecek bir oyuncu mu? Bence değil. Belki "bir Alex"ten bile daha fazlası olabilir ama tek başına işi zor. Fenerbahçe'nin Belhanda gibi çok yetenekli ama sert olmayan bir oyuncu yerine Kuyt gibi en az iki oyuncuya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Stopere oyun kurabilen ve Baroni'nin yerine skora etki edebilecek, gidişata isyan edecek iki oyuncu alındığı takdirde sorunlar minimuma indirilebilir. Aksi takdirde Bekir'in oyun kurduğu, Belhanda'nın da "dışsahadaki Fenerbahçe kimliğine" uyduğu oyun şekli tempo ve deplasman sorununu tekrardan gün yüzüne çıkaracaktır.

Son olarak, Belhanda'nın gelişiyle bir sorun daha olabilir.(Kuvvetle muhtemel) 8 yabancı futbolcu: Yobo, Meireles, Cristian, Krasic, Kuyt, Belhanda, Stoch(gidebilir), Sow

Bunlardan herhangi biri yedek kaldığında takımda sorun çıkaracak adamlar. Stoch, Sow, Cristian sorunlarını yaşadılar ve halının altına süpürdüler. Bundan sonra çıkacak bir sorun Fenerbahçe'nin gidişatını Rijkaard'lı Galatasaray'a benzetebilir.

9 Ocak 2013 Çarşamba

Henry! A Golden Moment of the Football History

Geçen sene bugün! İzleyipte göz yaşlarını tutamayanlar parmak kaldırsın.



Bazen o gün Emirates'te olan Arsenal taraftarını kıskanıyorum, sonra Tv'den de olsa bu ana canlı şahit olduğum için şükrediyorum.

Bu sene de gelir diye bir ümidim var hâlâ, becerebilsem ne âlâ!

13 Aralık 2012 Perşembe

Analiz: Galatasaray vs Fenerbahçe

Galatasaray şampiyonlukla tamamladığı geçen sezon Fenerbahçe'yle Arena'da 2 kez karşılaştı ve bu maçlarda bir galibiyet ve bir mağlubiyet aldı.

Her iki maçın da birbiriyle örtüşen birçok yanı var. Birbirlerinden ayrıldığı yanları da var. Hem bunları hem de Galatasaray ve Fenerbahçe'nin bu sene değişen kadrolarını, saha içi görüntülerini ve sistemlerini beraber değerlendirip, Pazar günkü derbi için öngörülerde bulunmaya çalışacağız.

Galatasaray'ın geçen sene Arena'da 3-1 kazandığı maçın öncesinde ofansif anlamda belli sıkıntıları vardı. Ama, Eboue'nin sağ beke, Semih'in de Ujfalusi'nin yanına geçmesiyle takım defansif problemlerini minimize etmeyi başarmıştı. Yine Fatih hoca derbiden bir hafta öncesindeki Gençlerbirliği maçında as oyunculardan çoğunu rotasyona sokarak oyunculara yaklaşık 10 günlük dinlenme fırsatı sağlamıştı. Takım o derbiye mental, fiziksel ve taktiksel olarak uzun sürede hazırlanma şansı yakalamıştı.

Topun rakipte olacağı süreler için herhangi bir dezavantajla maça girmemesinin yanı sıra, taktiksel olarak çalışılmış düzgün saha içi parselasyonundan ve taraftardan gücünü alan pres anlayışını ortaya koyarak maça başladı Galatasaray. Bu prese karşı Aykut Kocaman'ın başlattığı 11'de tek çözüm Emre Belözoğlu'nun sakin kalıp oyunu kurması olabilirdi. Alex tek forvet oynamasının sonucu olarak, bu pas rotasyonuna hiç katılamadı. Galatasaray sürekli top kazanıyor ve kaptırılan tüm toplar, Fenerbahçe kalesinde pozisyona dönüşüyordu. Fenerbahçe, üç tane merkez ortasaha oyuncusu (Selçuk, Cristian, Emre) oynatmasına rağmen ortasahayı kontrol edemedi, çünkü Galatasaray topu her kazandığında baskı biraz daha arttı ve ortasaha oyuncuları kendilerini geriye atmak mecburiyetinde kaldılar.

Ofansif kimliği tam oturmamasına rağmen, top saklamayı becerebilen oyuncuları, Kazım'ın bütün hava toplarında Fenerbahçe ortasahasına kurduğu üstünlük ve pas yüzdesi yüksek oyuncuları sayesinde, Galatasaray göze hoş gelen bir oyun sergiledi. Sonuçta rakibine karşı ezici bir üstünlük kurdu ve maçı kazandı.

Galatasaray, Süper Final'de yenildiği maçta ise benzer üstünlüğü ilk golü kalesinde gördükten sonra kurmayı başardı. Bu maçta diğer maçtan farklı olarak, sarı kırmızılılar daha çok top kendisinde olduğu zamanlar içerisindeki anlayışıyla baskı kurmayı becermek niyetindeydi. Kapılan toplardan çok, organize bir şekilde sakin kalarak oyun oynamayı istedi. Tabiki Fenerbahçe'nin ilk maça oranla bu maçta kazanmaya daha çok mecbur olması ve ilk golü atması, ilk maçtan farklı olarak yediği presle kontra ataklara hiç maruz kalmamasını sağladı. Geçen seneki Fenerbahçe kadrosunun kalitesi, belli bir kalitesi olan ve hergün üstüne koyan Galatasaray'a karşı derbi kazanmak için yeterli değildi. Galatasaray bunu  özellikle ikinci yarıda golü atana kadar gösterdi. Topu Fenerbahçe'ye hiç vermedi. Ama futbolda bazen mağlup olmanın nedeninin olmadığı da oluyor. (Bu maçtan bir gece önce Barcelona da aynı şekilde R.Madrid'e yenilmişti.)

Bu sene iki takım da kadrolarını kalite olarak CL seviyesine çekmek istedi. Geçen seneye göre taktiksel, fiziksel ve mental anlamda farklı noktalara geldiler.

Öncelikle, top rakipteyken her iki takımın neler yapabileceğini değerlendirelim. Galatasaray bu sezonla geçen sezonki maç trafiği benzer olsa da farklı kulvarlarda, daha yüksek konsantrasyonlar yaşadığı çin, sezon öncesi düşünüp bugün olmak istediği fiziksel güçte değil. Yine de mücadele gücünü ortaya koyması beklenen bazı oyuncuları, bu hafta dinlenme fırsatı yakaladı. Burak, Umut, Melo ve Selçuk'un fiziksel olarak maça iyi hazırlandığını düşünüyorum. Fenerbahçe'nin ise koşu gücünün geçen seneye oranla daha ileride olduğunu görüyoruz. Mücadele gücü ve sertliğe cevap verebilen karakterde Kuyt, Topal gibi oyuncular bu anlamda takımı üste çekti. Bu nedenle önümüzdeki maçta ikili mücadelerde topu kapma üstünlüğünün geçen sene olduğu gibi Galatasaray lehine o kadar bariz olacağını düşünmüyorum. Bu fikir, kaptırılan toplarda geçen sene Fenerbahçe'nin maruz kaldığı ani ataklara, Galatasaray'ın da bu sene maruz kalabileceğini gösteriyor.

Yine de Galatasaray'ın sistemli bir şekilde pres uyguladığında, Fenerbahçe'nin topu oyuna sokma sıkıntısı olan oyuncularına karşı önemli bir tehdit yaratacağı aşikar. Bu presin uygulandığı anlarda golü olabildiğince erken bulabilmek, Galatasaray adına geçen seneye göre bu sene daha önemli olacaktır. Çünkü skor berabereyken oyunu sürekli forse etmek Galatasaray için bu sene, bu fiziksel şartlarda zor olabilir.

Defansif olarak, her iki takım da saha içi parselasyonu olarak rakiplerine oynama imkanı veriyorlar. Galatasaray CL'den gördüğümüz kadarıyla böylesi yüksek konsantrasyonda defansif olarak daha kompakt oynamaya çalışıyor. Özellikle Hamit'in ve oynayacaksa Amrabat'ın mücadele kalitelerinin sonuca etki edeceğini düşünüyorum. Hem Hasan Ali hem de Gökhan Gönül bu sene kanat hücumu olarak Fenerbahçe'yi daha aktif kılıyor ve savunulmaları daha fazla dikkat gerektiriyor. Fenerbahçe ise Emre'nin yokluğunda rakibe kendi ceza sahasına gelene kadar daha çok imkan sağlıyor ama pozisyonları daha riskli hale gelmeden önleme alışkanlığı kazanmış durumdalar.

Galatasaray'ın ofansif anlamda temel problemi, "forvet oyuncularının oyun içi katkısının çok az olması" olarak gözüküyor. Burak bu eksikliğini giderme yolunda olmasına rağmen, koşu yapma veya top alma kararı vereceği anlarda doğru tercih sayısı son derece az, Umut zaten oyun görüşü nispeten sınırlı bir oyuncu. Bu yüzden Umut ve Burak oynadığında, Galatasaray maç içinde zaman zaman çıkmaza giriyor. İki forvet de pas oyununa yardım etme insiyatifini alırlarsa, orta saha oyuncularına da gol şansı doğabilir. Bu haftaki taktik antremanlarda bu konu üzerine yoğunlaşılacağını düşünüyorum. Riera'nın tecrübesi ve aklıyla, Manu maçında olduğu gibi maçın adamı olma ihtimalini yüksek görüyorum. Hamit, Selçuk ve Melo'nun özel bir baskı yememeleri halinde öne doğru kaliteli bir oyun oynamalarını bekliyorum.

Fenerbahçeli oyuncular sakin oynamak adına yavaş pas yapmaya devam ettiği sürece, eksik olarak yakalanmamış Galatasaray savunmasını bozmak onlar için zor olacaktır. Kanatlardan Sow'u, Cristian'ı ve Kuyt'ı beslemek, Meireles'i kaleyi karşısına alabileceği pozisyonlara sokmak ve duran toplardan golü bulmak istemeleri muhtemel atak planları olacaktır. Bence kaptıkları toplarla daha hızlı hücum yapmayı denemeleri ve bunun üzerine çalışmaları gerekiyor. Özellikle kanat akınlarını, Eboue'nin değil de daha çok Riera'nın kanadından gerçekleştirmek, sarı lacivertliler için daha avantajlı olacaktır. Çünkü Eboue geçen seneden hem ofansif hem de defansif olarak Fenerbahçe'ye psikolojik üstünlüğü sağlamış durumda ve konsantre olduğunda hata yapma oranı çok düşük.


İki takımın kadrolarında 21 kişinin belli olduğunu düşünüyorum.

Galatasaray: Muslera - Eboue Semih Dany Riera - Hamit Selçuk Melo X - Burak Umut

Fenerbahçe: Volkan - Gökhan Bekir Yobo Hasan Ali- Kuyt Meireles Topal Cristian Caner - Sow

Galatasaray'da solda Amrabat veya Yekta olacak. Her iki tercihin de takıma katacağı farklı şeyler var. Amrabat şimdiye kadar önemli maçlarda takımı ileriye taşıdı, üstelik her iki Manu maçında da Rafael'in etkinliğini de azalttı. Yekta ise topu kapma ve doğru oynama konularında çok iyi yüzdeye sahip. Zor bir tercih olacak gibi duruyor. Elmander fizik olarak iyi durumda olsaydı, Fatih Hoca'nın maça 3 as forvetiyle başlaması pres, top kapma ve saklama anlamında doğru bir tercih olabilirdi.

Sonuç olarak, Galatasaray'ın kontrolünde bir oyun bekliyorum ama geçen seneki maçlardaki üstünlüğü maçın tamamında beklemiyorum. Galatasaray'ın ilk golü yemesi maçın sonucuna çok etki etmez ama ilk golü atarsa oyun olarak başka bir seviyeye çıkıp maçı farklı kazanabilir. Fenerbahçe'nin oyuncularının da maçta gol olana kadar maça ortak olduklarını göstereceklerini düşünüyorum. Fırat Aydınus'un geçen seneki derbide Galatasaray'ın pres oyununu yanlış hücum fauller çalarak bozmaması ve kaliteli yönetimi maçı tempolu hale getirdi. Umarım Halis Özkahya da maçın temposuna olumlu anlamda etki eder.

20 Ekim 2012 Cumartesi

Bir Alex

Ülkemize transfer olduğunda kulaklarımıza inanamadığımız, gelişleri Atatürk Havalimanında davul zurnayla kutlanan, ancak ayrılırken tek bir yönetici tarafından bile uğurlanmayan yabancı futbolcu sayısı, maalesef bir elin parmaklarını çoktan geçmiş bulunuyor. Ne Lincolnler, Ortegalar geldi, ne Delgadolar, Guizalar geçti İstanbul’dan. Bunca adam arasından ayrılışı Kewell kadar buruk olan başka futbolcu hatırlamıyordum. Ta ki geçen hafta Alex’in ayrılık kararını duyana kadar. Üstüne üstlük, sadece tek bir kulübü değil, tüm Türk kamuoyunu üzen bir ayrılık oldu bu. Bu yazıda kimseyi eleştirmek gibi bir niyetim yok, zira yeterli bilgim olduğuna inanmıyorum. O yüzden sadece arşivimizde bulunsun, seneler sonrası için not düşmüş olalım diye yazacağım. Ayrıca Alex gibi büyük bir futbolcunun arkasından bir şeyler karalamamak olmazdı. O yüzden Alex ile ilgili aklıma gelen birkaç güzel detayı not etmek istiyorum.


İlk olarak, Fenerbahçeli arkadaşlarımdan bir tanesinin paylaştığı bir cümleyi hatırladım: “Dedem babama Lefter’i anlatmış, babam bana Rıdvan’ı anlattı, ben de oğluma Alex’i anlatacağım.” Bu cümle herşeyi çok güzel özetliyor aslında. Fenerbahçe tarihinde Alex'li seneler diye yaldızlı bir sayfa olduğunu herkes kabul edecektir. Bildiğim hiç bir teknik direktör, Fenerbahçe'ye Alex kadar yararlı olmamıştır. Yıllarca Alex'i Hagi ile karşılaştırmaya çalışanlara, bu kıyaslamanın söz konusu olmadığını söyledim. Yine de “ama” ile başlayan bir parantez açarak, kendi takımına sağlanan faydayı hesapladığımızda Alex'in öne çıkacağını belirttim. Her zaman Alex’in Fenerbahçe’ye katkısının, Hagi’nin Galatasaray’a yaptığı katkıdan fazla olduğunu düşünmüşümdür. (Sezar'ın hakkı Sezar'a)

Spor, siyaset gibi rekabetin çok yoğun olduğu alanlarda, taraflara bakılmaksızın, herkesin saygı duyduğu nadir bulunan insanlar vardır. İşini çok iyi yapan ama ne olursa olsun rekabet ettiği tarafa saygılı davranan bu insanlar, konuyla hiç ilgisi olmayan insanların bile saygısını hatta sevgisini kazanırlar. Bu sevgiye şöyle bir örnek verebilirim: “Galatasaray taraftarı olarak, yıllarca yeni stadımızı bekledik. Yeni stadımızda oynadığımız ilk Fenerbahçe derbisinde mağlup olduk ama bizi yıkan o kafa golünü bir başkası atsa daha fazla üzülürdüm” Maç çıkışı bir hayli üzgün olan bizlere azıcık teselli veren bu cümleyi maç boyu küfür eden bir amca söylemişti. İşte Alex ezeli rakibine önemli bir gol attığında bile, üzülen taraftardan bu derece saygı görmüş bir adamdır.

Son olarak bu futbolcunun bizde bıraktığı etkiyi anlatmak için şunu da not etmek isterim: “Bir Alex Değil” kalite belirten bir deyim olarak Türkçeye yerleşmiştir. “Alex olmak” artık bizim için bir övgü birimidir. Güle Güle Alex.

20 Eylül 2012 Perşembe

Veri Tabanı: Man Utd 1 Galatasaray 0

Galatasaray 6 yıl sonra Şampiyonlar Ligi’ne döndü. Sarı kırmızılı kulübün Avrupalı rakiplerine karşı her zaman dik durduğunu, beklentileri her seferinde aştığını, “tecrübe” diye sık sık altını çizdiğimiz özelliğini her zaman koruduğunu biliyoruz. Yine de 6 senenin uzun bir dönem olması ve takımın yeni kuruluyor olması “tecrübe” konusundan beklentilerimizi düşük tutmamıza sebep oluyordu.


Galatasaray’ın grup maçlarında tecrübe kazanacağını varsayıyorduk ve edinilmiş tecrübeye en çok ihtiyaç duyulacak olan Old Trafford’ı ilk maçta ziyaret etmek çok hoş gelmiyordu kulağımıza. Neyse ki, dezavantaj gibi görünen bu deplasman, takımın normalde uzun vadede elde edebileceği tecrübeleri ve güveni oldukça çabuk elde etmesini sağlayacak türde bir maç oldu. (Bu blogun üç yazarı olarak, Old Trafford’daki maçın 10. dakikasında, bu gruptan rahat rahat çıkacağımız konusunda hem fikir olmuştuk bile)


Böylesi bir maçta, sadece topun rakipte olduğu bölümde varlık göstermenin, sadece defans yapmanın Galatasaray’a bundan sonraki süreçte faydalanmak için herhangi bir tecrübe veya güven katacağından bahsedilemezdi. Galatasaray teknik heyeti, çıkılan bu ilk Avrupa sınavında alınabilecek puanlardan çok, oyun oynamayı ve kendi oyun anlayışını böylesi bir futbol mabedinde kabul ettirmeyi hedefleyerek, oyunculara neler başarabileceklerini göstermek ve onlardan önümüzdeki süreçte mantalite olarak ne beklenildiğini anlatmak istediler. Sanırım başardılar. Bu yüzden, sonuçta matematiksel olarak elde edilmiş 0 puanın, çok da dikkate alınmaması gerekir.

Galatasaray bu maçta bir takım tecrübeler elde etti, teknik kadro, dersler çıkarabileceği değerli verilere ulaştı. Galatasaray’ın takım olarak neleri doğru neleri yanlış yaptığını inceleyerek bu verileri açabiliriz.

Öncelikle kadro diziliminden başlayalım. Maçtan önce stoper mevkiinde Semih’in yanında Dany’nin oynatılması gerektiğini düşünüyordum. Çünkü Valencia ve Rafael önlü arkalı olarak, iyi konsantre oldukları bir maçta önlem alınması çok zor kombinasyonlara imza atabilecek potansiyele bu sene eriştiler. Bu potansiyelleri, ileride bizim için değerli maçlar çıkartabilecek Cris’i moral olarak kaybetmek anlamına gelebilirdi. Bu yüzden CL tecrübesi az olsa da Fatih Terim’in Dany’nin çabukluğundan yararlanma kararı doğruydu. Elmander’in oynatılmaması tercihine de saygı duyuyorum, çünkü Burak ve Umut’un form durumları çok yüksekti.

Galatasaray, Fatih Hoca’nın “ilk maç heyecanı” olarak açıklamakla yetindiği, hâlbuki arkasında daha farklı sorunlar barındıran, cüretkâr bir savunma düzeniyle başladı. Old Trafford’da başlama düdüğüyle De Gea ve defans oyuncularına yapılan pres, Kagawa’nın ilk yarı boyunca onu rahatsız edecek kimse bulunmadan bir çok kez topla buluşmasına ve oyunu yönlendirmesine sebep oldu. Böylesi yaratıcı bir oyuncuyu ne kadar yakın karşılarsanız o kadar iyiyken, Galatasaray’ın bu temel hataya düşmesinin bu seviyede cezasız kalması olanaksızdı ve gol geldi.

Hücum presi, alanı daralttığın ve takım olarak hareket ettiğin sürece anlam kazanır. Galatasaray ilk 20 dakikada geniş alanda pres yaptı ve kazandığı toplar sadece ceza sahası ve çevresi etrafında gelişti. Koşu gücü bu dakikalarda bir hayli anlamsız kullanıldı. Selçuk böylesi bir geniş alanda oyunun içine bir türlü giremedi, etkisiz gözükmesinin bence en önemli sebebi buydu. Melo’nun eksik olan fizik yapısına tam aleyhte gelişen bir savunma yapısı vardı ve bu yüzden maç boyunca çok zorlandı. Bunların dışında, Hamit kendisini yıllardır bekleyen Galatasaray taraftarının gönlünü ManUtd deplasmanında oynadığı futbolla ferahlatmıştır sanırım. Yazının başında sıkça bahsettiğimiz “tecrübe”ye Eboue ile birlikte en çok sahip olan oyuncumuz olduğunu bir daha gösterdi.

İkinci yarıda takım enine ve boyuna mesafeler anlamında daha kompakt olmaya çalıştı. Bu seviyedeki deplasmanlarda alanı daraltarak, hep beraber oynamanın önemi fazladır. Maç boyunca top Galatasaray’dayken, takımın sakin kalarak topa sahip olma düşüncesi çok yerindeydi. Selçuk’un ikinci yarıda takımın kompakt oyun anlayışıyla beraber oyunu yönlendirmesi, bir oyuncunun formunun takımın taktiksel anlayışına ne kadar bağlı olduğunun önemli göstergesiydi.

Maç sonu dillendirilen çoğu olumsuz görüş aksine Hakan Balta’yı beğendim. Valencia gibi dünyanın en iyi solbeklerine karşı bile maç içinde zaman zaman üstünlük sağlayan bir futbolcuya karşı direnç gösterdi. Ters kademelerde Amrabat’ın defansif zayıf bilgisinden kaynaklı sorunlar yaşadı ve bu Amrabat’ın sorunu. Diğer bir yönden böylesi atmosferi yüksek deplasmanlarda top ayaktayken Balta gibi soğukkanlı oyuncuların varlığı her zaman bir artıdır.

Amrabat’ın sezon başındaki - takımla en ufak paralelliği olmayan - standart çizgisinden sıyrılmaya başladığını, bireysel ve takım taktik bilgisi olarak gelişmekte olduğunu gördük. Sırtı dönük aldığı toplar, kazandırdığı fauller, takımın oyunda kalması ve oyuna hükmetmesi açısından değerliydi. Rafael üzerinde kurduğu fiziksel ve psikolojik baskının, Rafael’in hücum gücüne sekte vurduğunu gördük. Biraz daha hızlı karar verebilirse harika işler çıkarmaya başlayacak.

Fatih hocanın da maçtan sonra söylediği gibi, hızlı hücum varyasyonlarının çalışıldığı belliydi. Bunu çalışmış olmanın yanında, ManUtd karşısında pratiğe dökülmesi sarı kırmızılı futbolcuları ve teknik heyeti tekrar tebrik etmemizi gerektiriyor. Son pas tercihleri çalıştıkça daha da gelişecektir.

Gelelim benim en çok etkilendiğim konuya. Old Trafford’da oynuyoruz, maçın bitmesine 5-10 dakika var, ManUtd’lı oyuncular kafa olarak oyundan düşmüş, tek bir gole ihtiyacımız var, rakip ceza sahası içinde uzun boylu oyuncularımız mevcut ve tüm bunlara rağmen bir kere bile gereksiz bir “orta” yapılmadı. Tüm şartlar uygundu ve doldur boşalta yeltenen kimse olmadı. Dünyada parmakla gösterilecek birkaç takım dışında kesinlikle göremeyeceğiniz kadar erdemli, karakterli bir davranış. Acelesi olmasına rağmen, doğru tercihi işini şansa bırakmadan bulmaya çalışan 11 tane adama ve bu karakterin oturmasını sağladığı için Fatih hoca’ya tekrar tekrar teşekkür ediyorum.


Galatasaray’ın yaklaşık 1.5 senedir sürekli doğru yönetilmesinin, takıma saha içinde kattıkları ortadayken, takımın eriştiği bu noktanın daha üzerine çıkacağını öngörmek hayalcilik değil. Top rakipteyken taktik bilgisini daha geliştirmiş bir Galatasaray’ın yeni başarılar kazanma anlamında yolunun açık olduğunu görüyorum.