real madrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
real madrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Bu Sene İyi El Clasico Yaptı (!)


18 gün içinde 4 El Clasico izledik, oynanan oyun kimilerini tatmin etmese de ben üst üste yaşanan bu heyecandan son derece keyif aldığımı söyleyebilirim. Üzücü olan ise asırlık rekabetin, “Mourinho Barcelona’yı alt edebilecek mi ?” , “C.Ronaldo Messi’nin eline su dökebilecek mi?” sorularına indirgenmesi oldu. Maalesef Mourinho’nun açıklamaları, maçların üzerine çıktı. Her zaman dediğimiz gibi, yapıcı değil yıkıcı olan taraf, geriye dönük tahminleri öne çıkarmak zorunda kaldı. Bundan tam bir sene önce Şampiyonlar Ligi yarı finalinde Inter Barcelona’yı eledikten sonra yazdığım yazı meramımı çok güzel anlatıyor. O yüzden yenisini yazmak yerine buraya (NASIL ANLATAYIM BİLEMEDİM) tıklamanızı rica ediyorum.

6 Mayıs 2010 Perşembe

Gölge



İspanyada sezonun son iki haftasına girilirken Real Madrid’in 92, Barcelona’nın 93 puanı var. Üçüncü Valencia’nın 68 puanı olduğunu hatırlarsak Madrid ve Barca’nın nasıl olağanüstü bir sezon geçirdiklerini görmüş oluruz. 20 takımdan oluşan diğer liglere de bakarsak Chelsea’nin son haftaya 83 puanla girdiğini, Inter’in ise son iki hafta kala 76 puanla lider olduğunu görüyoruz. İspanya liginin kalitesinin bu liglerden aşağıya kalır yanı olmadığına göre bu sezon Madrid veya Barca’dan bir tanesine yazık olacağını düşünüyorum. Real Madrid’in 100 gol barajını aşıp şampiyon olamama ihtimali var. Aynı şekilde Barcelona da 97 puanla ikinciliği tadabilir. Sonuç olarak, İspanyada bu sezon birileri gölgede kalacak. Haksızlık demeye dilim varmıyor ama birinden biri sonuna kadar hak ettiği şampiyonluk unvanını kazanamayacak.
Ligi ikinci bitirecek olan takım haricinde, İspanyada gölgede kalan bir isim daha var. Cristiano Ronaldo. Gölgede kalmanın böylesine can kurban demeyin, Ronaldo’nun halinden memnun olduğunu hiç sanmıyorum. Şan, şöhret, para, ilgilenen çok ama ortada “Messi” denen bir sorun var. Real Madrid’i takip ediyorsanız, özellikle son haftalarda Ronaldo’nun puan tablosuna yaptığı katkının farkındasınızdır. Sadece şova yönelik yıldız futbolcu rolünü değil, takımını sırtlayan, koşan, verimli, faydalı adam rolünü de üstleniyor. Üstelik attığı goller hep kritik zamanlarda geliyor. Dördüncü, beşinci şov golünü değil, takımı mağlupken beraberlik golünü, berabereyken galibiyet golünü hep Ronaldo atıyor. Gereken zamanlarda sazı eline alıp tek başına gol atıyor, frikiklerin büyük bir kısmını gole çeviriyor. Çoğu yıldız futbolcudan farklı olarak fiziğiyle de öne çıkıyor. Ronaldo bu formuyla haklı olarak “ben dünyanın en iyi futbolcusuyum” diyor ama öbür tarafta dalga geçer gibi top oynayan Messi diye bir adam var. Ronaldo kendisinin Messi’den daha iyi olduğunu kanıtlamaya çalışırken, insanlar Messi’yi Maradona ile karşılaştırmaya başladı. Ronaldo, dünyanın en iyi futbolcusuyum, altın top benim hakkım gibi açıklamalar yaparken, Messi’nin adı gelmiş geçmiş en iyi futbolcu gibi cümlelerde geçiyor. Talihsiz bir sakatlık olmadığı sürece Messi hep bir adım önde( aslında birkaç adım önde), Ronaldo da hep onun gölgesinde kalacak.

Messi ile aynı dönemde futbolcu olmakta C.Ronaldo’nun şanssızlığı olsa gerek. 5-6 sene yaş farkı olsa, belki bir şansı olurdu, kim bilir?

13 Nisan 2010 Salı

El Clasico'ya Farklı Bir Bakış

Öncelikle sonuç almak adına futbolu defansif taktik savaşlarına dönüştürmeyen, futbol oynamayı düşünen zihniyeti takdir ettiğimi belirtmeliyim. Örneğin, Arsene Wenger’e burdan teşekkürlerimizi iletelim.

Ancak, Arsenal örneğinde olduğu gibi, bu Barcelona'ya karşı sadece futbol oynamayı düşünmek, güzel futbol izlemek isteyen izleyicileri tatmin etmek uğruna, kendi takımını kurban etmekten öteye geçmiyor.

O zaman Los Galacticos El Clasico’yu almak istiyorsa, Barnebau’da bir futbol şovu sunabilmek adına sezon başı harcadığı paralara ironik olarak defansif anlamda bir farklılık yaratmak durumundaydı.

Kendimi Pellegrini'nin yerine koysam, maç öncesi düşüncelerim şu şekilde olurdu:

“Hafta içi, Arsenal’in kendi futbol felsefesinden ödün vermeden, futbol oynamayı düşünerek, göz göre göre, çaresizce turu kaybettiğini gördüm.

Elimde Barça’yı yakın zaman içinde hem sonuç hem de oyun olarak bozmuş, Hiddink’in Chelsea’si gibi, sonuç almak üzere hazırlanmış, Arsenal’in felsefesiyle tamamen zıt felsefede olan bir takım örneği var.

Ben belki yetenek olarak Arsenal’dan daha üstün futbolcu topluluğuna sahibim ama Barcelona takım olarak sanki “top” kendi malıymış gibi davranıyor, topu karşı rakibe vermeye niyetli değiller ki ben kendi futbolumu oynayabileyim.

Elimde de zaten tek hedef kaldı: La Liga şampiyonluğu, ben de sonuç almak istiyorum.

O zaman Chelsea’yi örnek alabilirim."

Peki Chelsea o gün ne yapmış? İnceleyelim bakalım:

- Öncelikle müthiş bir taktiksel pozisyon disiplinine sahip, devamlılığı olan 10 tane, yüksek konsantreli futbolcu topluluğu oynatmış.

- Oyunu abartısız 25-30 m’de oynamışlar. Sahada top sürmeye müsait bir alan bırakılmamış.

- Önde pres yaparak, gerektiğinde sert oynayarak Xavi ve Iniesta’ya top iletimini büyük oranda engellemişler.

- Barcelona gibi kanatlara indiğinde, korner olduğunda bile orta yapmayı reddeden bir takımı, topa vurmak zorunda bırakmışlar.

Aslında maç öncesi Pellegrini’nin kendisinin de bu düşüncelerden farklı bir görüşe sahip olduğunu düşünmüyorum. Real Madrid Chelsea’nin defansif sistemini uygulamaya kesinlikle bir nebze olsun yeltendi, özellikle ilk golü yiyene kadar en azından orta sahada Barca’ya hakimiyeti bırakmadılar, bir şekilde kaos yarattılar. Barcelona’nın Iniesta’sız olması, Dani Alves – Messi ikilisinin bozulması da işlerine yaradı. Dar alanda oynayarak, Barca’ya uzun süreli top kullanma imkanı da vermediler, böylece yorulmadılar.

Hatta kendi futbolcularının ofansif anlamda Chelsea’den daha yetenekli olmasından güç alarak, Pellegrini’nin Real Madrid’e güzel futbol anlamında kattıkları ile beraber ofansif çeşitliliği de sağladılar. Herkesin gereksiz yere Messi’yle karşılaştırıp, maç sonucuna göre yorum yaparak değerlendirdiği Ronaldo, bence eksiksiz bir futbol oynadı. İyi bir fizik güçle, son derece işine konsantre bir şekilde takımı ayağa kaldırabilecek, sürükleyebilecek olumlu tercihleri yaptığını gözlemledim.

Yenilen her iki golün de Real Madrid’in Chelsea’nin sahip olduğu kadar devamlı, taktisel disiplini içine sindirmiş, iyi konsantreli olmasını bekleyemeyeceğimiz futbolculara sahip olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Ayrıca Xavi ve Messi’nin en büyük özelliklerinin “en ufak bir hatayı affetmemeleri” olduğunu söyleyen Arsene Wenger’in görüşleri bu maçta da önem arzetti. Gol dakikası olarak çok ters iki anda iki gol yenildi.

Açıkçası Real Madrid hem defansif hem ofansif oyun olarak yapabildiğini yapmaya çalıştı. Arsenal’in Nou Camp’ta bulduğu ilk gol nasıl hiçbir değer taşımadıysa benim nazarımda, tam ters olarak, Real Madrid’in Barnebau’da ilk golü bir şekilde bulmuş olması, çok büyük avantaj olabilirdi Real adına.

Çoğu futbol izleyicisinden farklı olarak, bu maçta olumlu konuşulmayı Real Madrid’in Barcelona’dan daha fazla hakettiğini düşünüyorum. Barca zaten bildiğimiz normalini oynamaya çalıştı, oynayabildiği süreler için zaten edilecek laf yok haklarında. Real’in çabası ve karşı felsefesi bu maç özelinde benim için daha değerliydi.